Dalton neyi buldu kimya ?

Aylin

New member
Dalton Kimyada Neyi Buldu? Bir Atom Teorisinden Çok Daha Fazlası

John Dalton’un adı kimya derslerinde genellikle tek bir cümleyle karşımıza çıkıyor: “Atom teorisini ortaya attı.” Fakat bu cümleyi biraz açınca konu oldukça ilginç bir hâle geliyor. Dalton gerçekten atomu ilk keşfeden kişi miydi? Atom fikri ondan önce yok muydu? Dalton’un yaşadığı İngiltere’deki bilimsel ve toplumsal ortam, onun düşüncelerini nasıl etkiledi? Daha da ilginci, bugün dünyanın farklı kültürlerinde “bilimsel başarı” dediğimiz şeyi nasıl değerlendiriyoruz?

Benim açımdan Dalton’u ilginç yapan nokta tam da burada başlıyor. Çünkü onun hikâyesi yalnızca bir bilim insanının tek başına yaptığı bir keşif değil; Antik Yunan düşüncesinden Fransız kimyasına, İngiliz deney geleneğinden Manchester’daki entelektüel çevrelere kadar uzanan uluslararası bir bilgi birikiminin belirli bir noktada birleşmesi. Bu yüzden “Dalton neyi buldu?” sorusuna verilecek en doğru cevap, “atomu buldu” değil, atom düşüncesini kimyanın nicel ve deneysel yapısının merkezine taşıdı olacaktır.

Royal Society of Chemistry

+1

Dalton Aslında Atomu Keşfetmedi

Atom fikri John Dalton’dan yaklaşık iki bin yıl önce de vardı. Antik Yunan filozofları Leukippos ve Demokritos, maddenin daha fazla bölünemeyen küçük parçacıklardan oluştuğunu düşünmüşlerdi. Ancak bu fikir deneysel bir kimya teorisi değildi. Maddenin atomlardan oluştuğunu söylemek ile atomların kimyasal maddelerin oluşumunu açıklamak için kullanılabilecek ölçülebilir bir model kurmak arasında büyük bir fark bulunuyor.

Dalton’un asıl katkısı burada ortaya çıkıyor.

yüzyılın başlarında kimyacılar maddelerin belirli oranlarda birleştiğini giderek daha net biçimde görmeye başlamıştı. Antoine Lavoisier kütlenin korunumu fikrini kimyanın temel taşlarından biri hâline getirmiş, Joseph Proust ise bileşiklerin belirli oranlarda elementlerden oluştuğunu savunmuştu. Dalton, bu birikimi atom düşüncesiyle birleştirerek çok daha kapsamlı bir açıklama geliştirdi. Royal Society of Chemistry de Dalton’un teorisinin Lavoisier ve Proust gibi isimlerin geliştirdiği önceki yasalarla bağlantılı olduğunu özellikle vurguluyor.

Royal Society of Chemistry

+1

Dalton’un yaklaşımına göre maddeler atomlardan oluşuyordu ve aynı elementin atomları belirli özelliklere sahipti. Kimyasal tepkimelerde atomlar yoktan var olmuyor veya ortadan kaybolmuyor; farklı biçimlerde birleşiyor, ayrılıyor ve yeniden düzenleniyordu.

Bugün bu ifadelerin bazılarını modern atom fiziği açısından değiştirmek zorundayız. Ancak Dalton’un döneminde bu yaklaşım, kimyasal gözlemleri açıklamak için son derece güçlü bir çerçeve oluşturdu.

Dalton’un En Önemli Katkılarından Biri: Katlı Oranlar Yasası

Dalton’un kimya tarihindeki yerini yalnızca “atom teorisi” ile açıklamak eksik kalır. Onun önemli katkılarından biri de katlı oranlar yasasıdır.

Bu yasa basitçe şöyle düşünülebilir: Aynı iki element birden fazla bileşik oluşturuyorsa, elementlerden birinin sabit miktarıyla birleşen diğer elementin miktarları küçük tam sayı oranları oluşturur.

Örneğin karbon ve oksijen farklı bileşikler oluşturabilir. Modern kimya açısından karbon monoksitte bir karbon atomu bir oksijen atomuyla, karbondioksitte ise bir karbon atomu iki oksijen atomuyla ilişkilidir. Yani 1:1 ve 1:2 gibi basit atomik oranlar ortaya çıkar.

Dalton için bu yalnızca matematiksel bir tesadüf değildi. Bu düzenliliklerin arkasında atomların belirli sayılarda birleşmesi gerektiğini düşündü. Royal Society of Chemistry’nin tarihsel değerlendirmesinde de Dalton’un katlı oranlar yasasının atom teorisinin nicel temelini güçlendiren önemli unsurlardan biri olduğu belirtiliyor.

RSC Publishing

+1

Burada kendimize şu soruyu sorabiliriz: Bilimde asıl önemli olan yeni bir nesneyi keşfetmek midir, yoksa daha önce dağınık biçimde bulunan bilgileri açıklayabilecek yeni bir model kurmak mı?

Dalton’un başarısını ikinci kategoriye koymak bana daha doğru geliyor.

Dalton’un Atomları Bugünkü Atomlarla Aynı Değildi

Burada önemli bir ayrıntıyı özellikle belirtmek gerekiyor. Dalton’un atom teorisi modern anlamda tamamen doğru değildi.

Dalton atomların bölünemez olduğunu düşünüyordu. Bugün ise atomların proton, nötron ve elektron gibi daha temel parçacıklardan oluştuğunu biliyoruz. Ayrıca aynı elementin bütün atomlarının tamamen aynı olmadığını; izotoplar nedeniyle kütlelerinin değişebileceğini biliyoruz.

Dalton’un bileşiklerin moleküler yapısıyla ilgili bazı kabulleri de yanlıştı. Örneğin suyu bugün H₂O olarak gösteriyoruz; Dalton ise onu HO şeklinde değerlendirmişti. Bunun nedeni, atomların nasıl bir araya geldiğini belirleyecek yeterli deneysel bilgiye henüz sahip olmamasıydı. Science History Institute, Dalton’un atom ağırlıkları ve moleküler yapılar üzerine çalışmalarında bazı varsayımlarının daha sonra hatalı olduğunun anlaşıldığını açıkça belirtiyor.

Science History Institute

Bu durum Dalton’un değerini azaltıyor mu?

Bence tam tersine, bilimin nasıl ilerlediğini anlamamızı sağlıyor. Bilim tarihi çoğu zaman “bir dâhi doğru cevabı buldu, herkes de onu kabul etti” şeklinde anlatılıyor. Gerçekte ise süreç çok daha karmaşık. Bir bilim insanı güçlü bir model ortaya koyuyor, sonraki kuşaklar o modelin yanlışlarını düzeltiyor ve işe yarayan taraflarını geliştiriyor.

Dalton’un atom teorisi de tam olarak böyle ilerledi.

Dalton’un Düşüncesi Nereden Geldi? Küresel Bir Bilgi Birikimi

Dalton’un teorisini yalnızca İngiliz toplumunun ürünü olarak değerlendirmek de tarihsel açıdan yetersiz olur.

Atom fikrinin kökleri Antik Yunan dünyasına uzanırken, kimyanın deneysel dönüşümünde Fransız bilim insanlarının büyük rolü vardı. Lavoisier’nin çalışmaları Avrupa kimyasının nicel ölçümlere yönelmesinde belirleyici oldu. Proust’un sabit oranlar üzerine çalışmaları da Dalton’un teorisinin kurulabileceği bilimsel zemini güçlendirdi. Dalton ise İngiltere’de, özellikle Manchester’daki bilimsel ve entelektüel ortam içinde bu farklı birikimleri kendi gözlemleriyle bir araya getirdi.

Royal Society of Chemistry

+1

Bu durum bilimsel gelişmenin kültürler arası niteliğini gösteriyor.

Bir Fransız bilim insanının geliştirdiği yöntem, bir İngiliz bilim insanının teorisine katkı sağlayabiliyor; Antik Yunan felsefesinin binlerce yıl önce ortaya attığı bir düşünce, modern deneylerle yeniden yorumlanabiliyor.

Bugün bilimsel araştırmalarda ülkeler arasında ortak projelerin yapılmasını doğal karşılıyoruz. Fakat Dalton’un döneminde de bilgi aslında sınırların ötesinde dolaşıyordu. Kitaplar, mektuplar, bilimsel toplantılar ve akademik topluluklar sayesinde fikirler Avrupa'nın farklı bölgelerine yayılıyordu.

Dolayısıyla Dalton’un başarısını “tek bir İngiliz adamın keşfi” şeklinde anlatmak yerine, uluslararası bilimsel birikimin belirli bir tarihsel noktada yeniden yorumlanması olarak görmek daha gerçekçi.

İngiltere ve Manchester: Yerel Çevrenin Küresel Bilime Etkisi

Burada yerel dinamikler de oldukça önemli.

Dalton 1766’da İngiltere’de mütevazı bir Quaker ailesinde doğdu. Resmî eğitim imkânları sınırlıydı ve genç yaşta öğretmenlik yapmaya başladı. Royal Society’nin biyografik çalışmasına göre Dalton, Quaker kimliği nedeniyle dönemin bazı üniversitelerinde eğitim alma konusunda engellerle karşılaşmıştı. Buna rağmen eğitim ve bilim çalışmalarını sürdürdü.

Royal Society

Manchester ise onun hayatında özel bir yere sahipti. Kent, sanayi devriminin etkisiyle hızla büyüyen, üretim ve ticaretin yoğun olduğu bir merkezdi. Böyle bir ortamda gazlar, hava, basınç, sıcaklık ve maddelerin fiziksel özellikleri gibi konular yalnızca teorik merak konusu değildi.

Dalton yıllarca meteorolojik gözlemler yaptı. Royal Society kaynaklarına göre 1787’de başladığı hava gözlemlerini ölümünden önceki güne kadar, yaklaşık 57 yıl boyunca sürdürdü.

rsc.org

Bu ayrıntı bana göre Dalton’un bilimsel karakterini anlamak açısından atom teorisinden bile daha öğretici.

Çünkü bilim yalnızca parlak bir fikir bulmak değildir. Uzun süre gözlem yapmak, not tutmak, karşılaştırmak ve bir düzenlilik aramak da bilimin kendisidir.

Farklı Kültürlerde “Bilim İnsanı” Başarısı Nasıl Algılanabilir?

Dalton’un hikâyesini farklı kültürler açısından düşündüğümüzde başka bir tartışma ortaya çıkıyor: Bilimsel başarıya hangi değerleri yüklüyoruz?
 
Üst